Gönderen Konu: Ararat’ın eteklerinde ‘Berf’ filmi  (Okunma sayısı 108 defa)

Çevrimdışı celal

  • İsyan Bakışlı
  • ADMiN
  • *****
  • İleti: 1857
  • Şırnak Cumhuriyeti...
    • Herşey gönlünce olsun...
Ararat’ın eteklerinde ‘Berf’ filmi
« : 12 Temmuz 2010, 14:28:50 »
Ararat’ın eteklerinde ‘Berf’ filmi


BERF: Vicdanlara açılan kapı


Anne Oğul üçlemesi çerçevesinde 'Butîmar' isimli birinci kısa filminde   büyük şehre zorunlu olarak göç eden bir ana oğul’un hikâyesini anlatan   yönetmen Erol Mintaş, üçlemenin ikinci filmi olan Berf (Kar) için   kamerasını bölgeye çevirdi. Gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yıllardır   operasyonların ve baskıların pençesinde yaşayan Kürt halkının dramını   Ağrı Doğubayazıt’ta savaşta iki oğlunu kaybetmiş Gozel ananın öyküsüyle   veren Mintaş, senelerce evlatlarının cenazelerini alamayan anneleri,   helikopterlerin gölgesinde yaşayıp büyüyen çocukları, bir halkın dünden   bugüne çektiği acıları seyirciye taşıyarak vicdanlara bir kapı açtı.

*   Kısa film projeniz nasıl filizlendi?

- Benim baştan beri   Ana-Oğul üçlemesi olarak tasarladığım kısa film projem vardı. Bu   projelerin ilki Butîmar'dı onu İstanbul'da çekmiştim. Köylerinden   İstanbul'a zorunlu göç eden ve burada bir gecekonduya yerleşerek   hayatlarını sürdürmeye çalışan bir anne oğul hikâyesini işlemiştim.   Gecekondu bölgelerini vuran kentsel dönüşüm projesi kıskacında felçli   annesini yaşatmak için kâğıt toplayan oğul'un hikâyesini perdeye   aktarmıştım. Şimdi ise bölgedeki insanların yaşamını anlatan, ana oğul   üçlemesinin ikincisi olan Berf'i ekrana taşıyorum. Butîmar'da daha çok   oğul’un annesini yaşatmak için verdiği mücadeleyi ekrana taşırken, Berf   filminde ise Gerillada ölen oğlunun cenazesini alamayan bir annenin   bütün yaşananlar karşısındaki mağrur sessizliğini aktarıyorum.

*   Gerçek bir hikâyeden yola çıkarak mı yaptınız bu filmi?

- Evet   tabii. Anne yas tutarken hastalanıyor ve son istek olarak diğer oğlundan   bir avuç kar istiyor ve oğlu annesinin bu son isteğini yerine getirmeye   giderken operasyonların ortasında öldürülüyor.

* Filmin ismini   de Berf (kar) koydunuz?

- Oğlu öldükten sonra tüm günlerini hep   Ağrı dağına bakarak geçiriyor anne. Sürekli o görkemli karlı dağa   bakıyor. Hal böyle olunca anne ölmek üzereyken son olarak bir parça kar   istiyor. Belki içinde ki yanan acıyı söndürmek için belki de dağda ölen   oğluna bir nevi kavuşamadığı için. Bu yorumu seyirciye bırakıyorum.

*   Bugün de aynı filmde işlediğiniz gibi gerilla cenazeleri ailelere   verilmiyor, hatta vahşi işkencelerden geçirilip kimsesiz mezarlara   gömülüyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?

- Bu konu çok önemli bir   insan hakkı ihlalidir. Öldürülen bir insanın cesedine saygı duyulması   gerekiyor. .Uluslararası savaş sözleşmelerinde böyle bir uygulama yok.   Nasıl ki asker cenazesi aileye verilip defin ediliyorsa, bir insani   gereklilik olarak gerilla'nın da cenazesi ailesine teslim edilmelidir.   İnsan olmanın bir gereği olarak ölülere saygı duymak zorundayız zaten.

*   Berf filimin çekimleri için yaklaşık iki hafta boyunca Ağrı Doğubayazıt   Gültepe köyünde kaldınız. Peki, mekân olarak niye Doğubayazıt’ı   seçtiniz?

- Filmi Doğubayazıt’ta çekerken aslında o coğrafyayı   deneyimlemek, bölgeyi yakından görmek ve sinema aracılığıyla orada   yaşanan gerçeği kendimce yansıtmak istedim.  Bunu yaparken amacım kör   göze parmak sokmak değil izleyiciyi düşünmeye sevk etmekti benim   istediğim. Film ortada bırakılan ve verilmeyen bir cenazeyle başlıyor.   Bu ülkede verilmeyen cenaze kimin olabilir? Bunu seyircinin düşünmesi   gerekiyor. Ben düşünen bir seyirciden yanayım. Seyirciye her şeyin hazır   olarak sunulmasından hiç hoşlanmam.

* Filmi çekerken ne gibi   zorluklarla karşılaştınız?

- Biz filmi çekerken saat 18.00’den   sonra jandarma köyün girişinde nöbet tuttuğu için Ağrı eteğinden aldığım   oyuncuyu geri bırakamıyordum mesela. Bunun dışında herhangi bir yasal   engellemeyle karşılaşmadık. Karşılaştığımız diğer zorluklar coğrafyanın   getirmiş olduğu zorluklar ve işimiz gereği karşılaştığımız teknik ve   ekonomik zorluklar oldu. Zaten ekonomik sorunlar bağımsız sinemacıların   bitmez derdidir.

* Sinema sanatında gerektiği kadar bu pencereden   bakılamadı değil mi?

- Böyle bir şey söylemek çok doğru değil   bence. Bu güne kadar bu meseleleri dile getiren çalışmalar var.

-*   Sizce gelişmekte olan Kürt sinemasının daha ileriye gidebilmesi için   gerekli olan şeyler nelerdir?

- Benim için Kürt sinemasının   gelişmesi için 3 temel nokta çok önemli. Bir, kendi coğrafyasını   kullanmak, iki kendi dilini kullanmak, üç kendi oyuncularını   yaratmaktır. Tabii ki üretimi arttırmak gerekiyor.

* Filmde de   zaten halktan insanlar kullanmışınız. Bu bilinçli bir seçim miydi?

-   Evet. Anayı oynayabilecek yaşlı, Kürtçe bilen bir oyuncu bulamadık   İstanbul’da. O yüzden de bölgeye gidip filmi çekeceğimiz köyde   araştırdık. Daha önce ‘Dizi çekiyoruz’ diyerek burada ki insanlardan   para toplayıp kaçanlar olmuş o yüzden ilk etapta insanlar biraz çekingen   davrandı. Ancak daha sonra insanları ikna ederek filmde oynayacak dört   oyuncuyu halktan seçtik. Çektiğimiz hikâye orada yaşanan gerçeği   yansıttığı için insanlar kameraya aldırmadan çok çabuk adapte oldular.   Filmin Kürtçe oluşu da ikna olmalarında etkili oldu. Engellerle   karşılaşmadan kendi dillerinde oynayabilmeleri onları daha istekli   kıldı. Ben sonuçtan memnunum. Kendi dilimize vicdani bir borcumuz var.   Tam istediğim gibi olmasa da, bu kısa metrajla bir şeyler yansıtabilmiş   olmanın rahatlığı içinde döndüm. O yüzden bundan sonra ölmemesi için,   yaşaması için dilimi kendi sinemamda yaşatmak istiyorum. Bizim dilimiz   bu güne kadar hep bir politik mesele olarak gündeme geldi ve geliyor,   oysaki dilimiz sadece politik bir aygıt değil her dil gibi aynı zamanda   felsefenin, edebiyatın,  müziğin, bilimin de dilidir. Yaptığımız   sanatsal ve bilimsel çalışmalar buna hizmet etmelidir.

* Batının   bunu kavramamasında medya’nın rolü nedir?

- Medyanın büyük bir   payı var tabii ama aslında Batı’da yaşayan insanların bölge insanını   anlaması için illa da çocuklarının helikopter sesi ile uyanması ya da   cenazelerin verilmemesi ya da kültürlerinin yasaklanması gerekli değil   bence.  Bu vicdanı olan, ruhu olan, düşünen herkesin anlayabileceği ve   hissedebileceği bir konudur. Sadece biraz bize öğretilmiş olanlardan   uzaklaşıp birbirimizi insan olarak anlamalıyız, kardeş olmayabiliriz ama   arkadaş, dost olabiliriz. Zaten arkadaşlık, dostluk bağı,  kardeşlikten   daha fazla eşitlik ve birbirini mecburiyetlerin ötesinde kabul etme   gibi özelliklere sahiptir.

Başına bomba düşen birini anlamak   için illa ki başımıza bomba düşmesi gerekmiyor. Ben mesela İstanbul’da   güzel bir sokakta güzel bir kahve içerken aklıma filmimde oynattığım   küçük kız geliyor. Köyünde bıraktığım küçük kızın başının üzerinden   geçen helikopter geliyor. Onun içinde çok rahat olamıyor insan. Burada   salt medya’nın tavrı değil en önemli nokta vicdandır. Büyükşehirlerde   rahat oturup ölümler üzerine savaş çığırtkanlığı yapılmamalı. Ne bir   askerin ne bir gerilla’nın hayatı o kadar ucuz olmamalı. Bunu herkes   düşünmeli. Zaten bu filmle savaşı göstermek değildi amacım, savaşın   bölgede yaşayan insanların günlük hayatları üzerindeki etkisini   göstermek ve onların hayatlarından neler götürdüğünü izleyicilere   aktarmaktı.

* Üçlemenin üçüncü ve son bölümünde neyi işlemeyi   düşünüyorsunuz?

- Başta söylediğim gibi Kürtlerin kendi   dillerinde, kendi coğrafyalarında, kendi oyuncularını yaratmaları   gerektiğine inanıyorum. Bunun için üçüncü ve son bölümde benim düşüncem   “Dönüşü” anlatan bir film olacak.  İstanbul’da başlayan bir hikâye köyde   bitecek. Bir geri dönüş hikâyesi olacak. Bende bu dönüşle bölgeye dönüp   ürettiklerimi oradan bu tarafa taşıyacağım. Çünkü İstanbul’dan kendi   memleketimi anlatmak yerine gidip oradan anlatmak istiyorum. Silahların   yerine sinemacılar olarak coğrafyamızda, kameralarımızı çalıştırmalıyız.   Bu başta çok romantik gelebilir ama bu bir sinema hareketine de   dönüşebilir. Sanatsal üretimlerle birlikte sivil kanalları zorlamalıyız.   Daha yaratıcı yollar bulmalıyız. Hayatın normalleşmesi için   çabalamalıyız. Bunun için de daha fazla üretmeliyiz. Üretim en büyük   savunma hareketimiz olmalı.

ANF NEWS AGENCYNOT: HABERİ   KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR
Bêhna min teng bu ye dayê, min ra stranekî bêje...

Bi Kurdî bixwînin, bi Kurdî binivîsînin û bi Kurdî bêjîn; Ez Xortê Kurd im/ Ez Geça Kurd im...

Çevrimdışı IbisRom

  • -
  • Paylaşımcı Üye
  • *****
  • İleti: 2546
  • Her cekirdek bir agactir...
    • -
Ynt: Ararat’ın eteklerinde ‘Berf’ filmi
« Yanıtla #1 : 12 Temmuz 2010, 15:33:05 »
Celal Yoldas emegine saglik.

                       dbspas
Yasamak bir agac gibi tek ve hur ve bir orman gibi KARDESCESINE bu hasret bizim...